DEPREMİN ARDINDAN
DEPREMİN ARDINDAN
Melis, İstanbul’daki evinin penceresinden güneşin ilk ışıklarıyla uyandı. Saat 7’ye geliyordu. Gözlerini ovuşturdu, biraz daha uyumak istese de vücudu uyanmaya direndi. Sonunda kalkıp yataktan doğruldu, taze bir nefes almak için pencereyi açtı. Baharın havaya bıraktığı o güzel koku Melis’in içini huzurla kapladı. Rüzgâr, ağaçların yapraklarını sallıyordu, sokaklarda hafif bir sessizlik vardı. Fakat Melis için her şeyde bir eksiklik vardı. İş yerindeki gerginlikler, özelhayatındaki belirsizlikler, biten arkadaşlıklar… Hepsi içini kemiriyor, bir türlü huzur bulamıyordu. Kendini boşlukta hissediyordu.
Kahvesini hazırlarken, telefonunu eline alıp e-posta kutusunu ve WhatsApp mesajlarını kontrol etti ama hiçbiri onu heyecanlandırmadı. En son gönderdiği mesajlara cevap gelmemişti, iş yerinde son birkaç aydır olan huzursuzluk onadaha da ağır geliyordu. Melis sabah rutinine dalmışken, telefon çaldı.
"Melis, iyi misin?" diye annesi korkuyla sordu.
Melis biraz sinirli şekilde cevap verdi. "Evet, anne, her şey yolunda. Bir şey mi oldu?"
"Deprem oldu, hemen evden çık, dikkatli ol" dedi annesi, sesinde endişe vardı.
Melis, telefonu kapattı. “Deprem… Allah Allah ben neden bir şey hissetmedim?" diye kendi kendine söylenmeye başladı.Yine de annesinin uyarısını dikkate alarak hızlıca hazırlanıp evden dışarı çıktı.
Sokakta yürürken, İstanbul'un kalabalığı ona hiçbir şey hissettirmedi. Sadece yorgun bir şekilde ilerliyordu. İnsanlar telaşla bir yerlere koşuyor, arabalar sürekli birbirlerine korna çalıyordu. Herkes kendi derdine odaklanmıştı. Fakat Melis’in kafası başka bir yerdeydi. İş yerinde yaşadığı zorluklar, özel hayatındaki karmaşa… Hepsi onu ruhsal olarak yıpratıyordu.
İş yerine vardığında, binanın girişi önündeki kalabalığı fark etti. Hemen içeri girdi, ama herkes çok sessizdi ve gergin bir hava vardı.
Birden, oturduğu masanın ve etrafındaki eşyaların sallanmaya başladığını fark etti. Her şey devrilmeye, yerinden oynamaya başladı.
"Ne oluyor?" diye bağırarak etrafındaki insanlara bakındı. Ama yanındaki çalışma arkadaşlarından hiçbirinden cevap gelmedi. O sırada bina sallanmaya devam etti. Melis’in kalbi hızla çarpmaya başladı. Hızla telefonu çıkarıp, annesini aradı. Ancak, annesi telefonu açmadı. Annesinin sesini duymak onu biraz rahatlatacaktı ama annesinin telefonu açmaması korkusunu iyice artırmıştı. Dışarıdaki gürültü arttıkça, Melis’in vücudu bir titremeye başladı.
Yanındaki Ayşe, Melis’e döndü: “Burası yıkılıyor! Hadi, dışarıya çıkmalıyız!” dedi. Melis hemen harekete geçerek, ofisten çıkmaya çalıştılar. O an bir çığlık duyuldu, herkes hızla koridorlara doğru koşmaya başladı. Herkes kapılara yönelmiş, dışarıya çıkmaya çalışıyordu. Melis ile Ayşe de koşarak dışarı çıktılar.
Ayşe, telaşla Melis’in kolunu çekti. “Melis, şimdi ne yapacağız?
Melis, panik içinde cevapladı: “Bilmiyorum… Ama annem... Babam… Ya onlara bir şey olduysa?”
Melis’in içindeki korku, fiziksel olarak da hissediliyordu. Evlerin camlarının kırılması, her şey bir anda kararmış gibi geliyordu. Ayşe’nin sesi, Melis’in kulaklarında yankılandı. “Sakın endişelenme, sadece sakin olmalıyız!”
Ama Melis, sokakta koşarken, bütün kötü düşünceler zihninde yankılanıyordu, ne yapacağını bilemiyordu. Çevresindeki her şey, her an devrilebilecek bir dünyaya dönüşmüştü. Ayşe ile birlikte yürürken, binaların enkazları, devrilmiş direkler, çatlamış yollar… Her adımda şehrin dağılışını izliyordu.
Bir süre sonra, dışarıdaki karışıklık içinde, Melis Ayşe ile ailelerinin evlerine doğru gitmeye karar verdiler ve orada ayrıldılar. En azından Melis, annesini ve babasını görmek, belki biraz daha rahatlatır diye düşündü. Ancak sokakta yürürken, insanların kaybolmuş gözleri, gözyaşları, çocukların ağlamaları ve polislerin yönlendirdiği siren sesleri her yerdeydi.
"İstanbul’ daki binalar nasıl bu kadar kolay yıkılır? Evler nasıl bu kadar dayanıksız olur ?” diye kendi kendine söylenmeye başladı. Kara kara düşünürken bir yandan da ailesinin evine doğru yürüyordu.
Melis, ailesinin oturduğu sokağına geldiğinde, birçok yıkılmış bina ile karşılaştı. İnsanlar bağırıyor, çocuklar ağlıyor, herkes sevdiklerini arıyordu. Melis bu görüntü karşısında iyice telaşlandı ve ailesini bağırarak aramaya başladı. Bağırıyor, bakınıyor ama ailesini bulamıyordu. Çok büyük korku yaşamaya başladı. Kendi kendine “Ya annemlere bir şey olduysa?” diye düşünmeye başladı. Etrafta gördüğü komşularına ailesini soruyordu ama herkes onları görmediğini söylüyordu. Melis’in içini çok büyük derecede stres kapladı. Ailesinin oturduğu binaya geldiğinde gördüğü manzara ile şok yaşadı. Ailesinin oturduğu bina çökmüştü. Peki ya ailesi neredeydi? Kurtulmuşlar mıydı? Yoksa enkaz altında mı kalmışlardı? Melis korku ve dehşet içinde ailesini bulma ümidi ile bağırıyordu. Tam o anda enkaz altından bir yardım çığlığı geldi. Hemen sesin geldiği yöne doğru koşmaya başladı. Melis bağıran kişinin ailesi olduğunu derinde bir yerde hissediyordu sanki. Hemen yardım ekiplerine gitti ve ailesini bulamadığını, enkaz altından bir ses geldiğini ve bu ses ailesinin olabileceğini söyledi. Yardım ekipleri Melis’in yardımı ile sesin geldiği yere gittiler. Aradan birkaç saat geçti ve enkaz altındakiler çıkarıldı. Melis onların ailesi olma umudu ile o tarafa doğru koştu. Evet, onlar Melis’in ailesiydi. Melis çok heyecanlandı ve ailesine kavuşmanın sevincini yaşadı. Ailesi ağır yaralı olmadıkları için ambulansın içinde pansumanlarını yaptılar. Ve uzun uğraşlar sonucu Melis ailesine kavuştu. Birbirlerine uzun uzun sarıldılar. Melis annesinin gözlerinde derin korkuyu gördü. Ancak bir saniye sonra, annesinin gözlerinde korkunun yerine rahatlama ve mutluluk vardı. Annesini doya doya öptü. Çok korkmuştu. "Melis, ne kadar korktum bilemezsin" dedi annesi. Melis, biraz da olsa bir rahatlıkla, annesinin yanına oturdu. “Hiçbir yere gitme, lütfen… Bir şey olursa, beraber olalım.” dedi. Ailesi çok büyük bir kazayı atlatmıştı.
Melis, ailesiyle birlikte dinlendikten sonra, komşularına yardım etmeye başladılar. Çok yorulmuşlardı. Etraf biraz daha sakinleyince ve korku azalınca Melis ailesi ile birlikte evine gittiler. Sıcak bir çorba içtiler ve çok yorgun oldukları için direk uyudular.
Melis yatakta düşünmeye başladı. Ailesine kavuşunca, dünyadaki her şeyin değişebileceğini, her anın kıymetini bilmek gerektiğini fark etti. Deprem, Melis’te sadece fiziksel bir felaket değil, içsel bir farkındalık da yaratmıştı. Yıkıntıların, kayıpların içinde kaybolan sadece binalar değildi; kaybolan insanlardı, kimliklerdi, ilişkilerdi.
Yorumlar
Yorum Gönder