ZİHİN YOLCULUĞUNDA KAYBOLUŞ
ZİHİN YOLCULUĞUNDA KAYBOLUŞ
Günlerden yine pazartesiydi. Herkeste tatilin bitimi ve işe geri dönmenin hüznü vardı. İstanbul da her zamanki gibi trafik yoğundu. Ayşegül, sabah işe gitmek için yine eski alışkanlıkla sabah 7.00 otobüsüne bindi.
Ayşegül otobüsün arkasına doğru yürüdü ve cam kenarına doğru ilerledi. Her zamanki gibi boş yer yoktu. Biraz nefes almak istiyordu, ama otobüs çok kalabalıktı. İnsanlar adeta birbirlerinin üzerine biniyordu. Otobüs hareket ettiğinde, bir an için dengesini kaybetsede, hemen tutunmayı başardı. İlkbaharda olmalarınarağmen hava hala serindi ancak içerdeki kalabalık yüzünden içerisi sıcak ve nemliydi. Ayşegül’ün içinde her zamanki gibi bir huzursuzluk vardı. Her gün aynı çileyi çekmekten artık yorulmuştu. Yavaşça gözlerini kapatarak sesleri daha az duymaya çalıştı.
"Yine aynı sabah," diye geçirdi içinden. “Bunlar hep aynı. Neden değişmiyor ki?” Biraz daha derin nefes almak istediği sırada arkasındaki kişi elini cebinden çıkarıp, ceketini düzeltti. “Hepimizin acelesi var. Hepimiz bir yere yetişmeye çalışıyoruz. Ama nereye?” diye düşünürken etrafına bakındı. Bir adam, cep telefonunda bir şeyler okuyor, kafasını sürekli sağa sola çeviriyor, bir şeylere kafa yoruyor gibiydi. Bir kadın bağırarak telefonla konuşuyordu. Sanırım kızıyla kavga ediyordu. Genç kızlar telefonlarına odaklanmış, sosyal medyada geziniyorlardı. Ayşegül bu durumların hepsine alışmıştı.
Birden otobüsün ani fren sesiyle dikkati dağılınca, bir kadın yolcunun telefonunun ekranına gözleri takıldı. Hızlı hızlı mesaj yazıyordu. Biriyle kavga ediyordu sanki. Bir kaç saniye sonra, kadın derin bir nefes alarak telefonu cebine koydu ve derin düşüncelerle pencereden dışarı bakmaya başladı. Ayşegül, o kadının içindeki sessiz huzursuzluğu bir şekilde hissetti çünkü kendi içinde de aynı şeyi hissediyordu: Bir yerlerde bir şeyler eksikti.
Ayşegül’ün içindeki huzursuzluk biraz daha artmaya başladı.Otobüs, her durakta biraz daha sıkışıyordu. Bir çocuk, annesinin elini tutarak pencereden dışarı bakıyordu. Ayşegül, o an çocuk gibi basit düşünmek ve dünyayı daha yalın görmek istedi. O çocuğun gözlerinde her şey çok temizdi. "Ne kadar saf, hiçbir şeyin farkında bile değil," diye düşündü. Oysa bir yetişkin olarak dünyayı bu kadar karmaşık hale getirmek zorunda mıydı?
Birkaç durak daha geçti. Otobüs daha da kalabalıklaştı. Ayşegül, herkesin önündeki telefonlara, ellerindeki kitaplara ve etrafındaki her şeye bakarken içindeki huzursuzluk giderek büyüdü. Birazdanotobüsten inip işe yürüyecekti ve bu kalabalıktan şimdilik kurtulacaktı. Ama “İşe gitmek için neden bu kadar yoruluyorum?” sorusunu yine kendine sormadan edemedi ve gözleri yavaş yavaş kapandı.
Otobüs durumca Ayşegül yavaş yavaş gözlerini açtı. Birkaç kişi inip yerine başkaları bindi. Ayşegül, herkesin bir noktaya varmaya çalıştığını gördü. Ne kadar yol alsalar da, hiç kimsenin varacağı yerin bir anlamı yokmuş gibi geliyordu. "Ben nereye gidiyorum? Benim varacağım yer neresi?" Bir an, bu sorunun cevabını bilmemek o kadar korkutucu geldi ki, ne kadar az bildiğini fark etti. “ Tüm bu yolculuklar sadece geçiciydi, ya da her şey silinecek ve unutulacak.” diye düşündü. Sonra içindeki bu düşünceye de gülmek istedi. Çünkü belki de silinen şey, bir şekilde tekrar hatırlanacak ve yeniden başlayacaktı.
Yorumlar
Yorum Gönder