İKİ YÜREK, BİR SAVAŞ
İKİ YÜREK, BİR SAVAŞ
Yıl 1919, Türkiye’nin dört bir yanından zafer çığlıkları yükselirken, bazı kalplerde korku ve endişe hızla büyümekteydi. Kurtuluş Savaşı, sadece cephedeki askerleri değil, aynı zamanda geride bıraktıkları sevdiklerini de derinden etkilemişti. Bir kasaba, bir köy, bir ev... Hepsi, tarihin bu önemli döneminde bir kaderin parçası olmuştu.
İsmail, kasabanın delikanlılarından biriydi. Güçlü, cesur, ama bir o kadar da duygusaldı. Henüz 20 yaşındayken, kalbini Zeynep’e kaptırmıştı. Zeynep’e olan sevgisi her şeyin önüne geçiyordu. Zeynep de İsmail’i çok sevmişti. Ancak savaş, kasabadaki herkesi derinden etkilemişti. İsmail, savaşmak için cepheye gitmek istedi. Bu durum karşısında her ikisinin de dünyası değişmişti.
Zeynep, gözlerinde bir hüzünle, kasaba meydanındaki taşları sayarak yürürken, gökyüzüne baktı. O gün İsmail’in orduya katılması için bir resmi yazı gelmişti. Zeynep, kasabanın küçük meydanında yavaş yavaş yürürken, geri dönüp İsmail’e son kez bakıp bakmayacağını düşünmeden edemedi.
İsmail, cepheye doğru ilerlerken, kalbindeki yalnızlık giderek artıyordu. Bir yanda vatan sevgisi, diğer yanda geride bıraktığı Zeynep’in neşeli gözleri ve annesinin duaları vardı. İsmail, siperlere gitmeden önce, kasabanın dışındaki tepeden son kez kasabasına baktı. Buradan Zeynep’i görebilmek mümkün değildi, ama yine de gözleri onu arıyordu. Birden, annesinin sözlerini hatırladı. "Evladım, vatanına göz kulak ol, ne olursa olsun." Demişti annesi.
Zeynep, İsmail’in gidişinden sonra içindeki boşluk hiç gitmiyordu. Geceleri uykuları kaçıyor. Boş duvarları, yıldızları izliyordu.
Savaşın, İsmail’in annesi Ayşe üzerindeki etkisi de çok fazlaydı. Her gün kasabaya gelen haberler, yeni cenazeler, yaralı askerler, Ayşe’nin içindeki korkuyu giderek büyütüyordu. Bir anne olarak, evladının savaşta olduğunu bilmenin getirdiği kaygı, onun yaşamını karartmıştı.
Her sabah, zeytin ağaçlarının altındaki eski taşlarda, gözlerini kapatıp dua ederken, aklında tek bir şey vardı: "Oğlum sağ salim dönsün. Her gün dua ederim, belki bir gün bu zulmet sona erer."
Zeynep’le çok sık konuşsa da, her defasında kalbindeki korkuları dile getiremiyordu. Zeynep, ona hep "Oğlunuz dönecek, anne. İsmail güçlüdür, onu hayatta tutacak olan inancıdır." diyordu. Ama Ayşe, Zeynep’e her defasında, gözlerinde biraz daha derinleşen bir hüzünle, "Bu savaşta kimse kimseyi tutamaz, kızım. Allah’a emanet olacağız, başka çaremiz yok," diyordu.
Bir akşam, kasabaya yeni bir cenaze getirildi. Ayşe, gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. O akşam, İsmail’in cepheden gönderdiği bir mektup vardı. Mektup, her zamanki gibi umut doluydu ama Ayşe, bir anlık bir korkuyla mektubu okurken gözleri yaşlarla doldu. "Bu sefer dönecek, oğlum. Hadi Allah’ım, bu sefer dönecek." diyordu, sessizce, kendi kendine. Ama her gece, oğlunun sağ salim dönüp dönemeyeceğiendişesiyle, uykusuzluğuyla baş başa kalıyordu.
Aradan haftalar geçti. Zeynep, nehir kenarında beklerken, kasaba meydanından gelen bir davul sesi duydu. Hızla yerinden kalktı, yaşlı gözlerle kasaba meydanına doğru koşmaya başladı. Kasaba meydanına yaklaşmak üzereyken, yakın arkadaşı Hüseyin ona doğru yaklaşarak, "Zeynep, İsmail’den bir haber aldım," dedi.
Zeynep’in kalbi yerinden fırlayacak gibi oldu. "Neler oldu? Ne dedi?"
Hüseyin, başını sallayarak, "Birlikte savaştıkları arkadaşlarından duydum. Yaralı... Ama hayatta." dedi.
Zeynep’in yüreği biraz hafifledi. "Geri dönecek mi?" diye sordu, sesi titreyerek.
"Kimse bir şey bilmiyor ama savaş zor Zeynep. Ona dua et."Dedi ve yoluna devam etti.
Zeynep, Hüseyin’in söylediklerinin ardından, her akşam dua etmeye başladı. İsmail’in sağ salim dönmesini dilemekten başka bir şey yapamıyordu. Savaş, yıkım ve ölümle doluydu ama Zeynep’in kalbi İsmail’in hayatta kalmasını umut ediyordu.
Aylar geçti, yaz bitti, kış geldi. Zeynep, her gün bir öncekinden daha fazla sabırsızlanarak, İsmail’den bir haber almayı bekliyordu. Ancak o gün hiç gelmedi. Kasabada, savaşın izleri her geçen gün daha fazla hissediliyordu. Evler yıkılmış, insanlar kaybolmuştu. Bir sabah Zeynep, annesiyle birlikte köy meydanına doğru yürürken, bir grup asker geliyordu. Zeynep’in kalbi hızla atmaya başladı.
Birden, uzaklardan bir ses duyuldu. "Zeynep!"
O ses, bir tanıdık sese benziyordu, ama Zeynep çok korkmuştu. O ses, beklediği ses miydi? Arkasını dönüp baktı ve evet o ses İsmail’in sesiydi.
"İsmail!" diye bağırdı, adımlarını hızlandırarak ona doğrukoştu. Gözleri, her şeyin ötesinde sadece birini arıyordu. O ise, kanlar içinde ama hala gülümsüyordu. Zeynep’i kollarına alarak, "Sana döneceğimi söylemiştim," dedi.
Ardından İsmail annesiyle göz göze geldi. Annesi hemen koşup İsmail’e sarıldı. Dünyalar onun olmuştu. Ayşe anne o anda mutluluk gözyaşlarına hakim olamadı ve bir yandan ağlarken diğer yandan da "Allah’ım, sana şükürler olsun," diyerek Allah’a dua etti.
İsmail annesi ve Zeynep’le birlikte, kasaba meydanında bir araya geldiklerinde, gözlerinde sevinç vardı ama o sevincin içinde derin bir korku da vardı. Savaşın bıraktığı izler silinse de, her bir kayıp, her bir hayat, bir annenin kalbinde sonsuza kadar yaşayacaktı.
Yorumlar
Yorum Gönder